ODAK GRUP TOPLANTILARI

Tarım ve Pazarlama Stratejileri Odak Grup Toplantısı
 Ağustos 2019
Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi
 
Üreticinin arazi, emek, sermaye ve girişimcilik gibi tüm üretim faktörlerini kullanarak elde ettiği ürün, ancak ve ancak etkin ve verimli bir pazarlama stratejisi ile gerçek ekonomik değerine ulaşabilecektir. Tarımsal üretimde pazarlama kabiliyetinin ve imkânlarının genişlemesi, sektörün tarımsal sanayiye entegrasyonu ve tanıtım stratejilerinin yaratıcılığı ile mümkün olabilecek, pazarlama stratejilerinin çeşitliliği güçlü bir tarım ekonomisinin altyapısını oluşturacaktır.
 
Tüm dünyada doğal ve sağlıklı tarımsal tüketimin artırılması suretiyle, güvenilir ürün tüketiminin sağlıklı yaşama olan katkısının geliştirmesi amaçlanmaktadır. Gelişen tarım ve internet teknolojisi, bir taraftan tarımsal üretimi daha kaliteli hale getirirken, diğer taraftan da üreticilerin tüm dünya pazarlarına erişimini kolaylaştırmıştır.
 
Doğal, organik ve güvenilir yöntemlerle üretilen tarımsal ürünlere rağbetin artması nedeniyle bu ürünlerin pazar fiyatları değerlenmiş, tüketici bilinçlenmiş, beklenti yükselmiştir. Son yıllarda büyük bir hızla büyüyen sektör, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmek isteyen tüketiciler için özel üretim modelleri oluşturmuş, katma değeri yüksek ürün yelpazesini çeşitlendirmiştir.
 
Tarımsal ve hayvansal üretimde katma değeri ve pazarlama kabiliyeti yüksek ürünler elde edilebilmesi için, iyi tarım uygulamalarının ülke genelinde yaygınlaştırılması ve markalaşma sürecinin uluslararası pazarlama stratejilerine göre revize edilmesi gerekmektedir. Tarımsal üretimde teknoloji destekli uygulamalarla verimlilik artırılacak, standartlara uygun ambalaj ve lojistik yönetimiyle markalaşma ve pazarlama süreçlerine zarar verebilecek olumsuzlukların önüne geçilebilecektir. Hızla gelişen modern teknoloji ile uyumlu, pazarlama potansiyeli yüksek, marka verimliliği ve refah seviyesi artmış bir tarım sektörünün varlığı sadece kentimizin değil, ülkemizin de ihtiyaç duyduğu tarımsal modelin en önemli beklentilerini kapsamaktadır.
 
Türk köylüsüne çağdaş ve bilimsel tarım uygulamalarının yolunu açan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Milli ekonominin temeli ziraattır. Bunun içindir ki, ziraatta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz..” sözlerinden aldığımız ilham ve kararlılıkla köylü ve çiftçimizi kooperatifler üzerinden desteklemeye, alım garantili sözleşmeli üretim modelimiz ile tüm tarım paydaşlarına umut olmaya devam ediyoruz.

Tüm dünyada doğal ve sağlıklı tarımsal tüketimin artırılması suretiyle, güvenilir ürün tüketiminin sağlıklı yaşama olan katkısının geliştirmesi amaçlanmaktadır. Gelişen medya, internet ve yazılım teknolojisi, bir taraftan tarımsal üretimi daha kaliteli hale getirirken, diğer taraftan da üreticilerin tüm dünya pazarlarına erişimini kolaylaştırmıştır.
 
Tüketici bilinçlenmiş, beklenti yükselmiştir. Doğal ve güvenilir yöntemlerle üretilen tarımsal ürünlere ilgi artmış, pazar fiyatları değerlenmiştir. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmek isteyen tüketiciler için özel üretim modelleri oluşturulmuş, katma değeri yüksek ürün yelpazesi çeşitlenmiştir.
 
Üreticinin arazi, emek, sermaye ve girişimcilik gibi üretim faktörlerini kullanarak ürettiği ürün, ancak ve ancak iyi bir pazarlama sistemi ile gerçek ekonomik değerine ulaşabilecektir.
 
Tarımsal üretimde katma değeri yüksek ürünler elde edilmesi; ürünün üretim alanından itibaren ambalajlanmasında, taşınmasında ve depolanmasında kullanılan pazarlama modelinin teknolojiyle uyumlu olmasıyla gerçekleşebilecektir.
 
Tarım sektörünün pazarlama kabiliyetinin ve imkânlarının genişlemesi, sektörün tarımsal sanayi entegrasyonuna ile mümkün olabilecek, alternatif pazarlama stratejilerinin çeşitliliği güçlü bir tarım ekonomisi için şart olacaktır. Ürün dereceleme, boylama, standardizasyon ve kalite kontrolü gibi teknoloji destekli uygulamalarla verimlilik artırılacak, markalaşma sürecine zarar verebilecek kayıpların önüne geçilebilecektir.
 
Alım garantili sözleşmeli üretim modeli ve tarımsal destekleme politikalarının üretici tercihleri üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçekliktir. Gelişen ve hızla dönüşen teknoloji ile uyumlu, markalaşma potansiyeli yüksek, verim kapasitesi ve refah seviyesi artmış bir tarım sektörünün varlığı sadece kentimizin değil, ülkemizin de ihtiyaç duyduğu tarımsal modelin köşe taşlarını oluşturacaktır.
 
Kent genelinde köylü ve çiftçinin pazarlama imkânlarının geliştirilebilmesi amacıyla tüm ova yolları asfaltlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, organik ve doğal tarım uygulamalarını yaygınlaştırarak, iyi tarım uygulamalarını desteklemeye devam etmektedir. Bu dönemde küçük üreticiler kooperatifler üzerinden örgütlenmiş ve güçlenmiş, alım garantili sözleşmeli üretim modeli ile pazarlama kaygılarının önüne geçilmiştir.
 
Kooperatif destekleri, ortak makine parkları, ekipman teminleri gibi yöntemlerle yerel kaynakların verimli kullanılmasının teşviki sağlanmış, kırsal kalkınma modelinin tüm köylerimizde yaygınlaştırılması sağlanmıştır.

TARIM VE PAZARLAMA
İzmir yaş meyve ve sebze üretimi için en ideal coğrafyalardan biri lakin dış pazara açılabilecek bir altyapısı ya da bunu başarabilmiş bir ilçesi yok. Bu konuyla ilgili bir çalışma yapılmalı.
Türkiye içinde ürünlerimizi zaten satıyoruz, önemli olan yurtdışına satıp ülke ve kent ekonomisine gelir getirebilmek. Dışa açılım çok önemli, bitki, tohum üretip, ıslah çalışmaları yapıyoruz. Memleketimizi böyle geliştireceğiz. Yurtdışından çiçek tohumu üretimi konusunda talepler almaktayız lakin üretim imkânlarımız sınırlı. 
Yurtdışında ticaret pazarlama merkezleri kuruyoruz, bu merkezlerin yurtdışı pazar arayışlarında önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu merkezlerden destek alabiliriz.
İhracata giden sezonun ilk narı Selçuk’tan çıkıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Selçuk’ta kurduğu soğuk hava deposu sayesinde üretici ürününü yıl boyunca istediği zaman satabiliyor. Bu tesisler tüm ilçelerde yaygınlaşmalı, ilçelerde eksikler tespit edilmeli.
Yeni bir kır kent anlayışı oluşuyor, bu anlamda İzmir çok avantajlı. Coğrafi avantajlarımızı pazarlama stratejilerimizde değerlendirebiliriz.
Süpermarket zincirleri olarak meyve sebze alanında tüm tarım paydaşlarıyla her türlü işbirliğine hazırız. 
Ekili arazilerin Türkiye genelinde %15’i meyvelik iken bu oran İzmir’de 45’lere varmakta. Bu zenginliğimizi değerlendirmemiz lazım.
Türkiye Yunanistan’la birlikte GDO’suz pamuk üretebilen yegâne ülkedir. Biz bu ürünün tescilini alıp, markalaştırdık ve dünyaya açıldık. Her ürünün markalaşması mümkündür. 
Tüm dünyada çam balını üretilen iki ülke var. Türkiye ve Yunanistan. Ülkemizde üretilen çam balının ise %93’ü İzmir’de üretilmektedir.  Tarımsal zenginliğimizi kullanabilirsek aşamayacağımız sorun yok.
İhracata yönelemezsek ürünlerimizi tarladan bile kaldıramayacak hale gelebiliriz, kurtuluş ihracattır.
Ülkemiz dünyanın en büyük kekik üreticisi. Kiraz, Beydağ, Ödemiş ve Tire’deki eski tütün arazilerini değerlendirip, bu arazilerde kekik üretimini destekleyebiliriz. 
En önemli tarımsal ve kültürel zenginliklerimizden biri olan zeytin ve zeytinyağının tüketimini özendirerek pazarlama faaliyetlerine destek olabiliriz.
Pazarlama stratejilerimizi yurtiçi ve yurtdışı planlama olarak ayrı ayrı planlamamız lazım.
Farklı üst markalar yaratarak hem yerel hem de uluslararası değeri olan pazarlama avantajlarına sahip olabiliriz. (İzmir Tarım Ürünleri, Kadın Çiftçi vs..) 
Gurbetçi vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı ülkelerde yöresel ürünlerimizin pazarlanmasına yönelik çalışmalar yürüterek yeni pazar olanaklarını geliştirebiliriz.
İzmir’in dört farklı noktasında soğuk hava depoları kurarak, tarımsal ürünlerimizi yıl boyu pazarlama imkânına kavuşturabiliriz. 
Meyve suyu üretiminde önemli bir potansiyele sahibiz, değerlendirilebilir mi?
Ege Bölgesi olarak sağlığa en faydalı ürünlere sahibiz. Zeytin gibi tarihi ve kültürel değeri yüksek bir ürüne mesela. Tüm bu ürünlerin sağlığa olan katkılarını daha iyi anlatabilirsek ürünlerimiz için gerekli olan pazar ihtiyacını da bu yolla karşılayabiliriz.
Üretim ve pazarlama ortamlarının hazırlanmasıyla ürün çok daha kolay pazarlanabiliyor. Pazarlama stratejilerine ilişkin sorunların alanında uzman bir ekiple ayrıca değerlendirmesi daha yararlı olabilir.
Gelir durumu uygun olmadığı için sağlıklı gıdaya ulaşmakta zorlanan insanlarımız var. Bu kentte adil bir paylaşım stratejisi ile tarımsal ürünlerimizin tamamı zaten değerlendirilebilir. Pazarlama stratejilerimiz bu insanlarımızın ihtiyaçlarını da düşünerek geliştirilmeli.

TARIM ve PLANLAMA
Tarım ürünlerinin pazarlama stratejisinden önce tarımsal ve hayvansal üretimde üretim stratejisini belirlememiz lazım. Çok ürün üretmek değil kaliteli ürün üretebilmek önemli. 
En önemli sorunlarımızdan biri pazarlama. İhracata yönelik arge çalışmaları ve üretim planlaması yapmalı, sözleşmeli üretim modeliyle üreticilerimizi güvence altına almalıyız.
İzmir’in arazi kullanım planının kesinlikle netleşmesi lazım. Üniversitelerden destek alınarak orman, iklim, sulama, doğal bitki örtüsü ve su havzalarını da içeren  tarımsal üretim alanlarının ve ürün haritalarının çıkarılması şart.
Kaliteli, standartlara uygun ve gıda güvenliğine sahip üretim planlaması yapılmalı, üreticilere eğitim desteği sağlanmalı.
Her bölgeye her meyveyi dikmeye çalışıyoruz, bu herkes için bir kayıp. Üreticilerin bu konuda kesinlikle bilinçlendirilmesi lazım.
Tarımsal ürünlerinin çoğunun saklanamaz nitelikte olması, işleme özelliğine sahip endüstriyel ürünlerin üretimini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla hem sofraya hem de işlenebilir endüstriye uygun ürünlerin üretiminin seçilmesi ve planlaması lazımdır.
Plansız üretim ve istikrarsızlık ülke tarımının en önemli sorunu. Tarımsal üretimde sürdürebilirliği sağlamamız için istikrar garantisini sağlamamız şart.
Hangi bölgede hangi ürün kaliteli üretiliyorsa bu ürün üretimlerinin test edilmesi ve organik üretim alanlarının ayrıca belirlenmesi gerekiyor. Bu kapsamda Seferihisar ve Yarımada bölgesi tamamen organik üretim yapılan bir havza haline dönüştürülebilir.
 
TARIM ve ÜRETİM
İyi tarım uygulamalarını yaygınlaştırıp, zirai ilaç kullanımıyla ilgili üreticilerimizi bilinçlendirmemiz, sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırmamız lazım. Katma değeri yüksek, kivi, nar, ayva, ceviz gibi ürünlerimiz var, bu ürünleri ön plana çıkarıp üretimini desteklememiz gerekiyor.
Organik üretim ve yerli tohum teşvik edilmeli, çiftçinin sektörel eğitimi ile ilgili gerekli destekler sağlanmalıdır.
İyi tarım uygulamalarıyla yetiştirilmiş, sertifikalı ve organik ürün üretimine geçmemiz lazım. Aksi takdirde bu ürünleri pazarlamamız mümkün değil. 
Kaliteli ürün için çiftçiye doğru üretim teknikleri konusunda ücretsiz eğitim desteği sağlamamız lazım.
Tüm tarımsal ürünlerde pazarlama imkânlarının geliştirilebilmesi için öncelikle kalite standartlarının oluşturulması ve korunması gerekiyor.
Rainforest Alliance sertifikası çok ama çok önemli, tarım işletmelerinin ekolojik, istihdam ve ekonomik işlevlerine ilişkin aranan bu kriterleri yerine getirerek dış ticaret imkanlarımızı geliştirebiliriz.
Tarımsal üretimde verimliliği sağlayabilmek için üreticilerin doğal üretime teşvik edilmesi ve üretimin özendirilmesi lazım. Belediye bu konuda öncülük yapabilir.
İnsan sağlığı ve gıda güvenliği her şeyden önemli, artan kanser vakalarının temel sebebi bilinçsizce kullanılan zirai ilaçlar. Bu sorun ihracat potansiyelimizi maalesef ki çok olumsuz etkilemekte.
Hem ülkemizde hem de tüm dünyada bambaşka bir tarımsal anlayış hâkim olmaya başladı. Yeni bir dünyaya doğru adım atıyoruz. Tüketici ve gıda örgütleri, tarım grupları bu anlamda çok etkin olmaya başladılar. Devreye artık yeni aktörlerin yeni söylemlerin girmesi lazım, bu anlamda agro ekoloji, gıda egemenliği gibi kavramlarla biraz daha haşır neşir olmamız gerekir diye düşünüyorum.
Denetimsiz, kontrolsüz üretim yapan ve bakanlık izni olmayan işletmelerin denetlenmesi şart. Sağlıklı ve güvenilir gıda üretimi, pazarlamanın ilk adımlarından biri.
İyi tarım standartlarına uygun ve güvenilir doğal gıda üreten küçük aile işletmeleri korunup, kollanmalı. 
İzmir Büyükşehir Belediyesi Buca Hali’nde bir gıda analiz laboratuvarı kurarak, hem ihracat ürünlerine yönelik hem de iç pazara sunulan ürünler için analiz hizmeti verebilir.
Ülkemiz diğer sanayi ülkelerine göre daha az kirlenmiş bir tarım altyapısına sahiptir, bu bir avantajdır. Bu avantajı kullanabiliriz.
 
TARIM ve ORGANİZASYON
Ürünün yıl boyu pazarlama imkânını koruyabilmenin yolu uygun koşullarda saklanabilmesine bağlıdır. Bununda yolu lisanslı depoculuktur. Bu sistemi kurup, tüm tarımsal ürünleri kapsayacak şekilde genişletmemiz şart. 
Tüm dünyada piyasa düzenlemesini sağlayan kurumlar var, bizde yok maalesef. Kendi öz kaynaklarıyla öz finansmanının sağlanabildiği, belediyeye de yük olmayan bir stok kurumu kurmalı, tarımsal ürünlerimizi piyasa dalgalanmalarına karşı koruyabilmeliyiz.
Yurtdışında pazar bulma konusunda önemli sıkıntılarımız var. Örgütlü ve güçlü bir üretim modeli oluşturarak bu sorunu aşabiliriz. Bunun için bir çatı kurumuna ihtiyacımız var. Bu kurum sektörde disiplin ve denetimi sağlayarak, pazarlama sorunlarımızın çözümünde katkı sağlayacaktır. 
Ürünleri en iyi kalitede üretip, en iyi şartlarda pazarlayabileceğimiz çok uluslu şirketlere ulaşmamız lazım. Bunu organizasyona yön verecek kurumların güçlenmesi şart.
İklim koşullarına göre üretim miktarları çoğalıp, azalabilmekte, ürünün fiyatı arz talep dengesine göre değişebilmektedir. Özellikle stratejik ürünlerde (üzüm, incir) arz talep dengesini kollayabilecek bir kurum gerekiyor. Ürünü fazla olduğu yıllarda burada tutabilecek, az olduğu yıllarda piyasaya sürebilecek bir stok kurumu kuramadık. Dünya Ticaret Örgütü’nün Türkiye’ye uyguladığı politikalar nedeniyle devlet kesinlikle destek veremiyor lakin biz bu desteği yerel yöneticiler olarak sağlayabiliriz. 
Organize sanayi bölgelerinde sektörel teşvik uygulaması konusunda lobi oluşturmalı, üretici pazarları yaygınlaştırılmalı. 
Atık yönetimi ve geri dönüşüm ekonomisinin dünyada yıldızı parlıyor. Birinin atığı bir başkasının girdisi olabilir. Bu alanda ve tarım ürünlerinin lojistik yönetimde bir üst organizasyona ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Hem yerel piyasalarda hem dünya piyasalarında tedarik zincirleri rekabet ediyor. Biz tek bir noktaya odaklanarak bu rekabet gücünü elde edemeyiz. Üreticiden tüketiciye, A dan Z ye tedarik zinciri yönetimi çalışmalıyız.
Sektörel komisyon ve komiteler kurarak ürünler bazında yaşadığımız sorunlara ilişkin daha sağlıklı raporlamalar yapabiliriz.
Piyasalarda bir referans fiyat ihtiyacı var, bu anlamda borsa belediye işbirliğinin önemine inanıyorum. 
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önderliğinde; üretici örgütleri, ziraat odaları ve tüm tarım paydaşlarının da iştirakiyle bir çatı kurumuna ihtiyacımız var.
İzmir nicel anlamda tarımsal üretimde önemli bir eşiği aştı, bu çok net. Türkiye’de tarımda üretim artış hızının en yüksek olduğu il İzmir oldu. Şimdi sıra tarımsal üretimde niteliksel sıçramada. Sağlık standartlarına uygun, depolama, ambalaj, nakliye ve uygun pazar koşullarına sahip nitelikli bir büyümede.
 
TARIM ve KOOPERATİFLER
Dünya tarımda yapısal sorunların çözümünü güçlü kooperatifleşme modelleriyle aşmış. Türkiye’de ise tarımın etkin bir örgütü yok maalesef, karmaşası var. Yeni bir tarımsal örgütlenme modeli ile tüm Türkiye’ye örnek olabiliriz. 
Her ilçeyi tek üründe markalaştırmalı, ürün bazlı, ilçe bazlı kooperatifler oluşturmalıyız. Kooperatifi olmayan ilçelerimiz var maalesef.
Kooperatiflerin Buca’da yer alan İzmir Meyve Sebze Hali’nde yer almasını istiyoruz. 7 birlik olarak (arıcılar, sütçüler, çiçekçiler, sebzeciler..) bir araya gelip bir kooperatif yapısı içinde şirketleşmeye çalışıyoruz. Bu çalışmalarımızı tamamladıktan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ortak çalışmalar yapmak istiyoruz. 
İzmir’de çok güzel, kaliteli ürün üretimi var, kooperatif ve birlikler markalaşarak ihracat yapabiliriz.
Yurtdışına satış yapabilmek için kooperatifleşip; ihracata uygun, raf ömrü uzun kaliteli ürünler üretmeliyiz. 
Üretici kooperatifleri olarak market zincirlerinin manav ihtiyaçlarını yeşilliğine varana dek biz üretip, tedarik edebiliriz.
Arz fazlası olduğu için sofraya ulaşamayıp çöpe giden ürünlerimiz var. Kooperatifler arz fazlası nedeniyle fiyatı düşen ve pazarlama özelliğini kaybeden bu ürünleri işleyip yeniden pazara kazandırabilmesi amacıyla endüstriyel kuruluşlarla iş birliğine girebilir.
Organize Sanayi Bölgesi içinde kooperatifleşme modelinin kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum. 
Her ilçe belediyesi kent merkezinde tanzim satış yerleri kurup, birlik ve kooperatifleri tüketiciyle aracısız buluşturmalıdır.
Kooperatiflerimizi oteller, hastaneler, okullar, öğrenci yurtları ve yemekhaneler ile buluşturup yeni pazar imkânları yaratabiliriz.
Büyük marketler bizim gibi tedarikçileri boğmakta, bu nedenle büyük market zincirlerine girmiyoruz. Bu sorunu aşabilmek için her ilçede kooperatiflerimizin ürünlerini pazarlayabileceği tanzim marketler kurulmalı ve yaygınlaştırılmalı.
Almanya’da ve Japonya’da üye sayıları yüz binleri bulan tüketici kooperatifleri var. Tüketim kooperatifleri ile üretim kooperatiflerini bir araya getirecek projeler üretmemiz lazım.
Yeni Hal yasasına ilişkin hazırlıklar devam ediyor, tüm kooperatifler ve birlikler hallerde yer alabilmek için yürütülen sürece katılmalı, görüş ve önerilerini sunmalı.
Kooperatiflerin de içinde olacağı belediye iştirakli bir şirketin kurulmasıyla sektörün daha etkili ve hızlı bir şekilde yol alacağını düşünüyorum. 
 
TARIM ve HAYVANCILIK
Hayvancılıkla geçimin sağlayan küçük üreticiyi desteklemek amacıyla köylerimizde ortak üretim alanları oluşturalım. Ortak veterinerlik ve sağımhane hizmeti ile maliyetlerini düşürelim, güneş enerjisi ile aydınlanan ortak ahırlar, hayvansal atıklardan biyogaz merkezi kuralım, bu enerjiyle beslenen seralar yaratıp köylü kadınlarımız için üretim alanları oluşturulalım.
Altyapı eksiğimiz çok, örneğin Tire’de bir kapalı olmak üzere iki tane stadımız var ama mezbahamız yok.
İzmir Büyükşehir Belediyesine ait mezbahaların özelleştirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. 
Bir İzmir üst markası yaratarak, İzmir ürünlerine artı bir değer katabiliriz. Sağımdan, tüketime kadar tüm süreçleri kontrollü ve güvenli gıda standartlarına uygun süt ve süt ürünleri üretimi konusunda tüm ülkeye öncülük yapabiliriz mesela.
 
TARIM ve TANITIM
Belediyeye ait tüm tanıtım materyallerimizde yerel ve yöresel ürünlerimizi özellikle vurgulamalı ve tanıtmalıyız. 
Coğrafi işaretli ve organik yöresel ürünlerin değer katan ve fark yaratan ürünler haline dönüşmesi lazım. Türkiye’de coğrafi işaretler maalesef bir arşiv mekanizması haline geldi, bu yanlış.
Gastronomi bütün dünyada gelişiyor, bunu daha çok konuşmalı ve ön plana çıkarmalıyız. 
Tarımda marka bir kent olabilmek için uluslararası tarım organizasyonlarını İzmir’de düzenlememiz şart.
Tüm kentler sağlıklı, doğal ürün ve gastronomi alanında büyük bir rekabet halindeler. Tarımsal zenginliğimiz ve çeşitliliğimiz bizim için önemli bir avantaj, bunu kullanmalıyız.
Sahip olduğumuz tarımsal zenginliğimize ekonomik ve kültürel yatırımlar yaparak pazarlama imkânlarımızı geliştirebiliriz. 
Bir ürünü kültürü ve hikâyesiyle birlikte pazarlamak çok önemli. Ürünün tarihsel ve üretimsel yolculuğunu “belgeseller” ile taçlandırmak bu anlamda çok değerli.  
İzmir’in tarım ürünlerinin hikâyelerinin yer aldığı kitapçıklar yapılarak ürün tanıtımda avantaj yakalanabilir.
İzmir Tarım Fuarı çok önemli bir fuar. Çocuklarımız tarımdan uzaklaşıyor, bu tür fuarlarda çocuklara yönelik stantlar kurarak tarım ve çocuk ilişkilerini geliştirmemiz lazım.
İzmir’de Süs Bitkileri ve Peyzaj Fuarı kesinlikle düzenlemeli.
 
TARIM VE TEKNOLOJİ
Tarım ürünlerinin pazarlama stratejilerinde katma değeri artıracak projeleri destekleyecek çok aktörlü bir platform kurulabilir belediye bünyesinde. İnovatif ürünler, ambalajlama yaklaşımları, teknoloji geliştirme ve çiftçi bilinçlendirmeleri gibi projeler bu platform sayesinde daha kolay uygulanabilir hale getirilebilir.
İzmir’e has tarımsal ürünlerin internet üzerinden satışını sağlayabilecek bir sanal market yaratılabilir mi?
Üretilen her üç üründen birini çöpe atmak zorunda kalıyoruz. Standartlara uygun tarımsal üretim biçimlerini belirlememiz ve çağa uygun tarımsal teknoloji yöntemleriyle bu kayıpların önüne geçmemiz lazım.
İzmir ülkemizde sağlıklı ve güvenilir gıdanın merkezi olarak görülüyor. Bunu bir avantaja dönüştürebilmemiz için e-ticaretin geliştirilmesi şart.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncüğünde ve tüm kooperatiflerin iştirakiyle mevcut hal sistemine benzer bir e-hal sistemi kurulmasını talep ediyorum. Tarım ürünlerinin etkin, verimli ve hızlı pazarlanması için bu sistemin çok faydalı olacağını düşünüyorum. 
İzmir markalı tarımsal ürünlerimizin uluslararası e ticaret sitelerinde yer alması önemli bir farkındalık ve ayrıcalık yaratabilir.
Yaratıcı piyasalarda inanılmaz bir talep artışı var, üreticilerimiz ve kooperatiflerimiz fonksiyonel ve stratejik gıda konusunda bilinçlendirilmeli. Ambalaj ve işleme tekniklerini geliştirerek pazarlanabilirliği yüksek ürünler elde edebiliriz.
Kaliteli ve güvenli tarımsal üretimin yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan teknoloji temin edilmeli, tarımsal üretimin tüm aşamalarına entegre edilmelidir. 
Tüm tarımsal işlemlerimizde başka ülkelerin dayattığı tarımsal standartlar karşımıza çıkıyor, kendi üretim standartlarımızı oluşturmalı, üretim teknolojimiz ve kalite standartlarımız ile ülke tarımına liderlik etmeliyiz. 
Tarıma yönelik tüm çalışmaların derlenip, toparlandığı bir veri tabanı oluşturup, tarımdaki tüm gelişmelerin de takip edilebileceği bir gözlem sistemi kurulabilir mi?
 
TARIM ve YEREL PAZARLAR
Ulaşım ve kolay erişebilirliği sayesinde Kültürpark hollerinden biri üretici pazarı olarak değerlendirebilir.
Tire’de üretici hali kapandı, üretici halleri tarımsal üretim zincirinin en önemli halkası. Bu hallerin yaygınlaştırılması gerekiyor.
Tüm ilçelerimizde üretici halleri kurulmalı, İzmir Meyve ve Sebze Hali tüm üreticilere hizmet verebilecek üst birlik haline dönüştürülmelidir.
Kadifekale’de kurulan Pagos benzeri üretici pazarlarının artırılması, mümkünse İzban güzergâhları üzerinde yeni üretici pazarlarının kurulması lazım.
İlçelerde “pazar” olmayan günlerde sadece özel üretici belgeli üreticiler için pazar açılabilir lakin bu pazarlara ilişkin kuralların en baştan konulması lazım. Zira bu tür pazar yerleri bir süre sonra profesyonel pazarcıların eline geçebiliyor.
Köylü kentli dayanışmasını yaratacak organizasyonlar (fuar, şenlik vs..) ve faaliyetler artırılmalı, tarımın prestijini artıracak etkinlikler desteklenmeli.
Çiftçi sahipsiz ve çaresiz, ne üreteceğine karar veremiyor, ürünün için iç pazar veya dış pazar imkânları nelerdir, bilmiyor. Bu konuda üreticiye yol göstermeliyiz.
Üretici market zincirleri kurulsun, yerel pazarlar yaygınlaştırılsın ama satışı yapılan tüm ürünler kesinlikle bir laboratuvar sürecinden geçsin. Bu metodu uygulayıp tüm Türkiye’ye örnek model olabiliriz.
  
TARIM ve EĞİTİM
Küçücük Sakız Ada’sında Damla Sakızı Müzesi var, ama kentimizde gıda üzerine Köstem Zeytin Müzesi dışında hiçbir müze yok. Bu müzenin tüm kente eğitim hizmeti verebilecek bir akademiye dönüşmesini diliyorum. 
Eğitim konusu çok önemli, tarımda çıkışın yolu tarımdaki en önemli girdinin bilgi haline getirilmesidir. Buna yönelik eğitimlerin mutlaka verilmesi gerekiyor.
Bilgiye dayalı bilimsel tarımsal üretimi hala ihmal ediyoruz.
 
TARIM ve MALİYET
Ülkemiz tarımının bir numaralı sorunu sürekli artan girdi maliyetleridir. Tamamen ithalata dayalı ilaç ve gübre gibi girdilerde maliyetleri düşürmenin tek yolu  bu ürünlerin kooperatifler tarafından temin edilmesi ya da üretilmesidir. Büyük işletmelerin egemen olduğu ABD’de tarımsal üretimde kullanılan girdilerin tamamı kooperatifler üzerinden temin edilmekte ya da üretilmektedir. Aynı sistemi burada da kurabilir miyiz?
Dış alıma bağlı girdi maliyetleri çok ama çok önemli bir sorun, tüm kuruluşlar ve işletmeler maliyetlerini düşürmeye çalışıyor. Pazarlama imkânlarının geliştirebilmesi biraz da bu maliyetlerin aşağı çekilmesiyle mümkün olabilir.
Kendi gübresini, yakıtını üreten güçlü kooperatifler kurup, yaygınlaştırabiliriz.
İzmir Büyükşehir Belediyesi köylü ve çiftçisine bir çiftçi kartı vererek indirimli alışveriş (gübre, tohum, mazot, ilaç vs..) yapabilmelerine ön ayak olabilir mi?